Çanakkale'nin Kastamonu'lu Kahramanları


 

Kurtuluş Şavaşımızın şanlı destanında en anlamlı satırları yazan memleketimizin asil evlatları, sadece tarihe adlarını altın harflerle yazmakla kalmamış, aynı zamanda ülkemiz üzerinde emelleri olan sırtlan sürüsüne unutulmayacak dersler vermişlerdir. Bunu küçük bir nişanesi olarak Maraş’a Kahraman, Antep’e Gazi, Urfa’ya Şanlı unvanı verilmiştir. Hiç kuşkusuz bu soyut madalyayı en az bu illerimiz kadar hak eden illerimiz arasında Kastamonu gelmektedir. Kastamonu, Çanakkale savaşında en fazla şehit veren illerin başında gelir.

Kastamonu ve Kastamonuluların Çanakkale ve Kurtuluş savaşında gösterdiği katkılar, vatan sevgisine örnek gösterilecek niteliktedir. Özellikle Kurtuluş savaşında cephane naklinde Kastamonu kadınlarının gösterdiği fedakârlık ve başardıkları büyük işler tam anlamıyla bir destan oluşturacak vasıftadır.

Türkiye’nin en kahraman köyü, Kastamonu’nun Güzlük köyü, tam 25 kişiyi Çanakkale’de şehit vermiş. ‘Çanakkale Türküsü’ olarak bilinen ve “Çanakkale içinde vurdular beni” diye başlayan türkünün Kastamonu kaynaklı olması, Kastamonulu şehit sayısının fazlalığını belirten diğer bir göstergedir. Kastamonu demek, erliğin cinsiyet tanımadığı, yiğidin ve yiğitliğin zor günde ortaya çıktığı harmanlandığı bir memleket demektir.

Kastamonu ve Kastamonulunun Çanakkale’de gösterdiği yiğitlik ve kahramanlığı tescil etmenin bilgi ve belgeden ziyade, en somut ifadesi Kastamonu’nun her karış toprağı ve Kastamonu insanının yüzüne sinmiş manevi coğrafyasıdır.

Bundan bir süre önce Kastamonu’nun Çanakkale şehit ve gazi haritasını çıkarmak gayesiyle yola düştüm. Araç, Devrekâni, Daday, İnebolu, Cide, Taşköprü, Azdavay ve Çatalzeytin’i dolaştım. Çanakkale’de şehit düşmüş Kastamonulularla ilgili bir belge ya da bilgi bulurum umuduyla, özellikle yaşlıları konuşturmaya çalıştım. Her konuştuğum yaşlıdan aynı cevabı aldım: “Köyümüzde filancanın Ahmet ya da falancanın Ali Çanakkale’ye gitti, bir daha dönmedi.”

Gidip de gelmeyenler şehit olsalar bile, sanki bir gün gelecekmiş gibi uzun süre yakınları tarafından beklenir olmuşlar. Bu gidip de gelmemeye dair çok dramatik hikâyeler de var. Safranbolu’da aslen Kastamonulu bir aileden dinledim: Demirci Ali namıyla anılan dedeleri Çanakkale’ye savaşmaya gitmiş. Uzun zaman geçmesine rağmen ailesi Demirci Ali’den haber alamamış. Bunun üzerine oğullarının öldüğüne hükmetmişler. Evli olan Demirci Ali’nin karısını himaye etmek maksadıyla yine evli olan kendinden bir yaş küçük kardeşine ikinci eş olarak nikâhlamışlar. Birkaç yıl sonra öldü sanılan Demirci Ali çıkagelmiş. Köye girer girmez durumu öğrenmiş ve bir daha dönmemek üzere arkasına bakmadan çıkmış gitmiş. Demirci Ali’den bir daha haber alamamışlar.

Çok gezdik, çok dolaştık, çok insanla konuştuk Kastamonu’da. Hepsi, “Yaman olur Kastamonu uşağı / Salıvermiş ince belden kuşağı” türküsünce dilden dile dolaşan insan hikâyeleri anlatsalar da, bunun somut belgesini istediğimizde “Daha ne belgesi istiyorsunuz, Kastamonu’yu gezip dolaşmadınız mı” diye şaşkınlıklarını gizlemediler. Biz de bu kadar insanın tevatür derecesinde üzerinde birleştikleri Çanakkale’ye dair hikâyeleri dinlemekten bıkmadığımız gibi, aynı zamanda bu hikâyeleri zamanın sicilinden geçmiş sağlam belge niteliğinde gördük.

Kastamonu İl Kültür Müdürlüğü’nün bu meyanda bir çalışması var mıydı acaba? Araştırmalarımız neticesi bu anlamda bir çalışmanın olmadığı, böyle bir çalışmaya kaynaklık edecek bir bilgiye de sahip olmadıklarını gördük. Aradan geçen yaklaşık 92 yıllık bir tarihin şu ana dek kayıt altına alınmaması kuşkusuz bir eksiklik. Şehitlerden geriye kalan ve tanıklık eden birinci kuşaktan neredeyse yaşayan hiç kimse kalmamış durumda. Birinci kuşağın ikinci kuşağa şifahen aktardıkları arasında zihinde zapt edilen ya da hatıra cinsinden muhafaza edilen herhangi bir şey yakalamak ise nerdeyse mucize... Zira görsel kültür anlatı geleneğini ortadan kaldırmış, dededen toruna ya da babadan oğula akan şifahi aktarımın yerini alarak böylesine zengin bir kaynağı kurutmuştur. Modern zamanlarda insanların ne bu türden canlı hatırları vardır, ne duyarlı kulakları, ne de bu hatıralara ayıracak vakitleri.

1297 doğumlu, Daday’ın Bolatlar Köyünden Tüfenk lakaplı Ahmet Oğlu Ahmet, Birinci Dünya Savaşında, Çanakkale’de 5. Kolordu 42. Alay 1. Tabur 4. Bölük piyade sınıfında er olarak savaşırken yaralanmış ve 29 Haziran 1915 tarihinde Cenup Grubu Sevk Mecruhin Hastanesinde şehit olmuştur. İşte Halil Serdar Bıyıklı’nın “Daday Kültür -Sanat” kitabında anlattığı Kastamonu Dadaylı Ahmet oğlu Ahmet’in hikâyesi:

Daday Askerlik Şubesi o gün dolup taşıyor, gelenler oğullarının, yakınlarının, kocalarının akıbetini öğrenmek için çabalıyor, cephedeki yakınlarından bir haber bekliyorlardı. Çanakkale Savaşında şehit olanların listesi gelmişti

Bolatlar köyünden Cemile Hanım da askerdeki eşinden bir haber alabilmek için sabah erkenden yola çıkmıştı. Ürkek adımlarla Şube binasından içeri girdi. Komutan; “Buyur bacım bir şey mi istedin?”

– Kocamdan bir haber var mı? diye soracaktım.

– İsmi nedir?

O anda, Cemile Hanım kocasının ismini bir türlü hatırlayamadı. Şube Komutanının önündeki liste gözüne ilişti. İçerisi kor gibi yanmaktaydı. Çünkü dışarıda figan edenler vardı.

- Siz listeyi bir okuyun, ben şu derim.

Liste bir hayli kabarıktı. Komutan listeyi okumaya başladı: “Bolatlar köyünden Ahmet oğlu Ahmet. Çanakkale Gravüz Deresinde şehiden vefat...” dediğinde, Cemile Hanım olduğu yerde donup kaldı. Hiçbir şey söyleyemedi.

Acısını içerisine gömmüş, eliyle yüzünü kapatmıştı. Büyük bir acıyla Askeri Şube’den ayrıldı. Çarşının içerisindeki tahta köprüye geldiğinde sağ elinin avucundan ve bileğinden akan kanın sıcaklığını hissetti. Cemile Hanım ağlamamak için elinin tabanını ağzına bastırmış, bu esnada dişleriyle elinin tabanını ısırmıştı. Farkında değildi.
kastamonuspor1966 tff mac özet görüntüleri